“ Günah ’’, Hakikatini bilmeyenin davranışlarının adıdır. “ Sevap ” denen sistem düşünceye, “ günah ” denen sistem ise beyindeki fiile dönük devreyle çalışır. Günah, “benlik” ten doğar. En büyük günah da “BENLİK” tir. Bir günahın büyüklüğü kişinin ahretine verdiği zararla ölçülür.
İman, bizi çevremize yararlı ameller konusunda yönlendirmiyorsa, o iman ne kadardır bizde?
Bir şeyin günah veya sevap olması için, Kur’an’da o şeyin insanlara yasaklanması veya yapılmasının tavsiye edilmesi gerekir veya Hz.Rasulullah aleyhisselâm tarafından bu yasağın getirilmesi veya tavsiyenin getirilmesi gerekir.
Eğer Kur’ân’a veya Hz. Rasulullah’ın açıklamalarına dayanmıyorsa o şey, biz onu kabul etmekle mükellef değiliz. Ve bu, Din adına da öngörülmez hiçbir zaman.
Günah, kişinin inandıkları ile yaptıklarının çelişmesi ve çatışmasıdır. Rabbülalemin’e ve O’nun gönderdiği peygamberlerin ve kitapların doğru olduğuna inandığı halde, Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde çizilen sınırlara riayet edilmemesi düşündürücüdür.
Yaradanımız, sahibimiz Rabbülalemin’dir. Sınırları belirleyen de O’ dur. O’ nun bize emirlerini ve yasaklarını tefekkür edince, bunların tamamının bizim yararımıza olduğu anlaşılır. Düşünülürse, insanlığın bugün yüz yüze bulunduğu maddi – manevi krizlerin asıl kaynağının bu yararı göz ardı etmek, ilâhi sınırlara riayet etmemek olduğu anlaşılır.
Yaradılış programının ve kevnî nizamının dışına çıkmak olan günah, bir iç çöküntü, bir terslik ve fıtratla zıtlaşmadır. Günaha giren kimse, kendini vicdani azaplara, kalbî sıkıntılara boğmuş, bütün ruhî kabiliyetlerini şeytana teslim etmiş demektir. Eğer işlediği günah her ne ise onda ısrarcı olur, işlemeye devam ederse, Allah korusun, artık ipi elden kaçırır, ne iradesi, ne günahlara karşı direnci ne de kendini yenilemeye mecali kalır.
Günahlar Hz. Âdem a.s. zamanından günümüze kadar pek çok kavmin helakine sebep olmuştur. Bu kavimler kendilerine gönderilen peygamberlere karşı geldikçe, nefislerinin ve şeytanın peşine düştükçe ilâhi azap onları daha dünyada iken yakalamış, topyekûn yıkıma uğramışlardır. Bu, isyan edenler hakkında yüce Allah’ın bir kanunudur.
Habib-i Kibriya s.a.v. Efendimiz müminleri günahlara karşı sürekli olarak ve ısrarla uyarmış, Cenab-ı Hakk’ın emir ve yasaklarına titiz olunmasını istemiştir.
Zira günahlar kulun helâkine, sapıtmasına, Rabbi’nin taatinden ve hidayetinden uzaklaşmasına sebep olur. Günahlarla insan ilâhi dostluktan uzaklaşır, şeytana ve onun insan suretindeki yardımcılarına dostluk peyda olur.
Günahları terk etmek, salih amel ve hayırlı işler yapmakla da, insan Cenab-ı Hakk’ın dostlarından ve kurtuluşa erenlerden olur ki, böyleleri için korku ve hüzün yoktur.
Gönderilen emir ve hükümler hiç bir zaman korku üzerinde inşa edilmemiştir! Ceza hükmünde pişmanlık son safhaya kadar desteklenmiş tövbe kapıları açık tutulmuştur.