Kılıçdaroğlu, CHP nin başına geldi geleli, bir dersimdir aldı başını gidiyor. Hatta bütün suskun, mağdur ve bu konuda azda bilgisi olanlar bile konuşuyor. Başbakanın azgından bu işi ilk dillendiren ve bu kıyıma dikkat çekenlerin başında, sağın güçlü kalemlerinden Rahmetli Necip fazıl KISAKÜREK’İN, yıllar öncesi her şeye rağmen bu vahşeti tarafsız olarak ve tasvip etmeyerek, korkmadan kitaplaştırdığını görmekteyiz.
Bu meselelerde ortaya koymaktadır ki, demek halkımızın birbirleriyle bir husumeti bulunmamakta bilakis onlarda mağdur duruma düşürülmüştür. Aralarına birileri tarafından zorla ayrılık tohumları ekilmiştir.
Anlamakta güçlük çektiğim, bu işin hem mağduru olan, hem de içinde olduğu parti sebebiyle bu işin suçlusu olarak görülen bir partinin başındaki başkandan sesin çıkmaması! çıkaranları da susturmasını anlayamıyorum, Hayretler içerisinde seyrediyorum.
Geçmişimizde dersim gibi karanlık,hatalı,haksız bir sürü kara sayfalar vardır.bunlardan ders alınması,geçmişin günah ve sevaplarından ders çıkartılması gerekir ki, tarih tekrar tekerrür etmesin.Bu sebeple derhal arşivlerin açılması ,tozlu rafların şeffaf ve net olarak aydınlanıp “sezarın hakkı sezara,romanın hakkı Roma’ya” misali verilip helalaşılmalı dır diye düşünüyorum.Bu tür vahşetler kim veya kimler tarafından gelmişse mutlaka telin edilmelidir.
Dersim! Ananın evladından koparıldığı, evlatların ana, baba önünde kıyıma uğradığı veya evlatların, kardeşlerin ayrı-ayrı yer ve beldelere hallaç pamuğu gibi savrulduğu bir vahşetin adıdır. Aynı zamanda inançlara vurulan bir darbedir.
Yakın tarih arşivlerimiz açıldığı zaman görülecektir ki, cihan harbi ve daha birçok savaşlarda birlikte zaferler kazanan ve bu cumhuriyeti birlikte kuran çeşitli ırk, dil ve inançtan insanlarımız, bazı şahsi veya makam çıkarları nedeniyle nasıl acımasız muamelelere maruz kaldıkları görülmektedir.
İstiklal mahkemelerinde asılan binlerce din alimi, sürgün-sürgün dolaştırılan bediüzzaman lar, inancından dolayı asılan İskitli atıf efendi, şeyh Sait isyanı bahane edilerek Kürtlere yapılan baskılar, hemen yakınımızda yaşanan Maraş olaylarını, madımak otel baskını, baş bağlar katliamı ve yurtdışına sürgüne gönderilen binlerce sağın veya solun düşünce suçlusu sayılan bu beyin insanlarını da, mağdurlardan sayabiliriz. Daha da bu mevzular uzar gider.
Güçlü ve halkıyla barışık bir devlet bazı sorunlar varsa bunları rahatlıkla çözebilirdi. Ve çözmeliydi, zira devlet olabilmenin en önemli şartı vatandaşlarının can ve mal güvenliğini sağlamaktır. Fakat onların görevi üzüm yemek değil bağcıyı dövmekti. Bu sebeple de olay ve hadiseler bir şekilde oluşturuldu.
Bütün bunların altında! Ergenekon un geçmişini, PKK nın bu kaynaklar vasıtasıyla diriltildiğini, Hizbullah örgüt’ün ünde yine bu düşüncenin ürünü devamı olduğunu sayabiliriz. Çeşitli zamlananlarda halkına karşı hazırlanan, “komplo ve darbe”lerinde bu kaynaktan beslendiğini söyleyebiliriz.
12 Eylülün Kudretli paşası Kenen evren! Ne demişti? “sağ yükselir solla vururuz, sol yükselir sağla vururuz” zira devletin bekası devamı için gereklidir. Demişti. Yine aynı kulvarın koşucularında olan, 28 Şubatın duayenlerinden general hakkı Karadayı, 28 Şubat, bin yıl sürecek diyerek aynı yolun yolcuları ve baskıcı zihniyetlerin devamcıları olduklarını vurgulamamış mıydılar? Öyleyse, her şey ayan beyan ortadadır.
O zaman CHP demokrasi, eşitlik diyorsa gerçeklerle yüzleşmeli geçmişiyle de hesaplaşmalıdır. Bu olayları çözmek, aydınlatmak meclise taşımak, öncelikle onların görevidir.
Kılıçdaroğlu” Gandi gibi olmak istiyorsa” mazlum, korunmasız halklardan adalet ve inanç özgürlüğünden yana tavrını koymak zorundadır. İşte o zaman kendini, rüştünü ispatlamış ve iktidarın ipini de eline geçirmiş olacaktır.
CHP, ya ulusalcı ve Ergenekoncu larla kol kola yola devam ederek aşılması zor bir yola girecek. Yahut ta gerçeklerle yüzleşip yeniden dirilişe geçecektir